BİLGİGLOKOM- Görüntü kapanmadan tedbiri alın
Göziçi basıncı nedir?
Göz, ön ve arka segment olarak iki bölümden oluşur. Bu iki bölümü
birbirinden ayıran yapı lenstir. Ön segment de yine ön ve arka kamara
olarak iki bölümden oluşur. Bu iki bölümü ise iris dediğimiz gözün
renkli tabakası ayırır. Ön kamarayı önde kornea sınırlar. Bu bölüm aköz
denilen su gibi bir sıvı ile doludur. Aköz sıvısı lensin bağlantı
noktalarının yakınındaki silier cisimden salgılanır, lensin ön
yüzeyinden akarak ön kamaraya gelir. Burada lens ve korneanın
beslenmesini sağlar. Ayrıca gözün şeklini oluşturacak basıncı meydana
getirir. Bu basınca göziçi basıncı (GİB) denir. Görmenin korunması için
bu basıncın belli sınırlar içinde korunması şarttır.
Normal toplumda GİB 14-16 mmHg civarındadır. 20-21 mmHg'ya kadarki
değerler de normal kabul edilebilir. 22 ve üzerindeki değerler şüpheli
ve anormaldir. Fakat her GİB da herkeste aynı şekilde bir hasara yol
açmayabilir.
Glokom nedir?
Silier cisimden salınan aköz sıvısı göz bebeğinden ön tarafa gelip iris
ile korneanın birleşim yerindeki açıda trabeküler ağ denilen yapıdan
süzülür. Devamlı bir döngüsü vardır. Bu döngü, göz bebeğinden geçiş
esnasında ya da trabeküler ağ ve sonrasında engellenecek olursa GİB
yükselmeye başlar. Artan basınç sağlam yapıya sahip gözü bir balon gibi
patlatamaz. Bunun yerine en zayıf noktası olan görme sinirinin göze
giriş yerine basınç yaparak sinirleri öldürür. Böylece kalıcı bir görme
kaybı meydana gelir. Bu nedenle erken tanı ve tedavi önemlidir.
Glokom çeşitleri nelerdir?
· Açık açılı glokom: En sık görülen glokom tipidir. Toplumun
yaklaşık %1'inde ve daha çok 50 yaşın üzerinde görülür. Erken dönemde
hiç bir belirti vermez. Gözdeki basınç yavaşça yükseldiği için kornea su
toplamaz. Ağrı hissedilmez. Görme yavaş yavaş kaybedildiği için geç
dönemlere kadar hasta bunun farkına varmayabilir. Görme kaybının farkına
varıldığı zaman da hasar kalıcı hale gelmiştir.
Açık açılı glokomda, gözün drenaj bölgesi olan trabeküler ağda henüz tam
çözemediğimiz bir anormallik direnç oluşturmaktadır. Bu, kronik bir
hastalıktır. Kalıtsal olma ihtimali vardır. Günümüzde kesin tedavisi
yoktur, fakat eldeki imkanlarla hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir
ya da durdurulabilir. İlaçların ömür boyu kullanılması gerekebilir,
fakat yan etkileri olabilir. İlaçların kesilmesi yerine bu yan etkileri
doktorunuza bildirmeniz gerekir.
· Normal basınçlı glokom: Düşük basınçlı glokom olarak da
bilinir. Normal GİB'na rağmen görme alanı kaybı ve görme siniri hasarı
vardır. Bu kişilerde görme sinirinde bir dolaşım bozukluğu söz konusu
olduğu için GİB'nın normal değerlerin de altına çekilmesi gerekir.
Bir de bu durumun tam tersi vardır. GİB yüksek olmasına rağmen görme
alanı kaybı ve görme siniri hasarı görülmez. Buna da göz hipertansiyonu
denir ve tedavi gerektirmez. Ancak ileride glokoma dönüşebileceği için
takip gerekir.
· Açı kapanması glokomu: Kalıtsal olabilir ve aynı ailenin farklı
bireylerinde aynı anda görülebilir. Asyalılarda ve hipermetroplarda daha
sıktır. Bu kişilerde ön kamara normal kişilere göre daha sığdır. Kornea
ve iris arasında trabeküler ağın bulunduğu açı 45 derece kadar olması
gerekirken daha dardır. Yaşlandıkça da lensin büyümesine bağlı olarak bu
açı daha da daralır ve GİB yükselir. Açı tamamen kapandığında ise akut
glokom meydana gelir.
Akut glokomda GİB aniden yükselir. Hasta çok ağrı hisseder, hatta
bulantı ve kusma olabilir. Göz kızarır, kornea su toplayarak şişer ve
bulanıklaşır. Hasta ışık çevresinde haleler görür ve görme azalır.
Bu, acil bir durumdur. Tedavi geciktirilirse görüş kaybedilir.
Trabeküler ağ skarlaşarak hastalık kronik hale geçebilir ve bu durumun
tedavisi daha da zordur. Katarakt ve görme siniri hasarı hızla
gelişebilir.
Çoğu atak karanlıkta veya stresli durumlarda meydana gelir. Zira bu
durumlarda göz bebeği büyür ve açı daralır. Ayrıca göz bebeğini büyüten
antidepresanlar, grip ilaçları, antihistaminikler ve bulantı ilaçları da
gözde glokom krizi oluşturabilir. Hafif olan ataklar ışıklı ortama
geçmek veya uyumakla kendiliğinden yatışabilir. Çünki bu durumlarda göz
bebeği küçülür.
Akut atak, göz bebeğini küçülten ve aköz salgısını azaltan ilaçlarla
durdurulabilir. GİB normal düzeyine indiğinde lazer iridotomi yapılması
gerekir. Yani lazerle irise bir delik açılır. Böylece arka kamaradaki
sıvı ön kamaraya kolayca geçebilir. Bu girişim damlayla göz
uyuşturulduktan sonra yapılır ve birkaç dakika sürer. Diğer göze de
tedbir amacıyla yapılabilir. Çünki bir gözdeki açı dar olunca diğerinin
de dar olma ihtimali yüksektir. Açının dar mı yoksa geniş mi olduğu
gonioskopi ismi verilen bir teknikle anlaşılabilir.
Tüm açı kapanması glokomu olan kişilerde atak meydana gelmez.
Bazılarında kronik açı kapanması glokomu meydana gelir ve bu durumda da
belirtiler az olur. İris, drenaj bölgesini yavaşça kapatır ve skar
oluşur. Skar dokusu epeyce ilerleyene kadar basınç yükselmeyebilir.
· Pigmenter glokom: Bir açık açılı glokom şeklidir. Erkeklerde
daha sık görülür. Genellikle 20-30 yaşlarında başlar. Miyoplarda daha
sıktır. Bu kişilerde iris lense yakın olup hareketi esnasında göze renk
veren pigment aköze dökülür ve gidip trabeküler ağa birikir. Böylece GİB
yükselir.
· Eksfoliasyon sendromu: İleri yaşlarda bazı kişilerde lens
üzerinde saç kepeği gibi bir materyal birikir. İrisin hareketiyle bu
materyal yerinden ayrılarak pigmentle birlikte drenaj kanallarını tıkar.
· Neovasküler glokom: Çok ağır bir glokom şeklidir. Gözün sinir
tabakasında şeker hastalığına bağlı tutulum, damar tıkanıklığı veya
herhangi bir şekilde kandan beslenmesini engelleyen bir durum olduğunda
gözün renkli tabakasında anormal damarlar gelişir ve bunlar ilerleyerek
açıyı örterler.
· Yaralanma sonrası oluşan glokom: Göze darbe alınması, kimyasal
yanıklar veya delici yaralanmalar akut veya kronik glokoma yol açabilir.
Sebebi genellikle drenaj sisteminin bozulmasıyla alakalıdır. Bu nedenle
göz yaralanması geçiren kişilerin belli aralıklarla kontrolden geçmesi
gerekir.
· Konjenital glokom: Doğuştan itibaren vardır. Birkaç ay içinde
gözde belirgin bir büyüme, sulanma ve bulanıklaşma ile kendini belli
eder. Erken cerrahi tedavi yapılmazsa hayat boyu kalıcı körlükle
sonlanır.
Kimler glokom riski taşır?
Öncelikle herkesin bu hastalık yönünden dikkatli olması ve düzenli
kontrolden geçmesi gerekir. Fakat bazı kişiler normal topluma göre daha
yüksek risk altındadırlar:
· 45 yaşını geçenler,
· Akrabalarında glokom bulunanlar,
· GİB anormal şekilde yüksek seyredenler,
· Şeker hastalığı,
· Yüksek miyopi,
· Uzun süreli kortizon kullanımı,
· Göz yaralanması,
· Yüksek kan basıncı,
· Şiddetli kansızlık ve şok geçirilmiş olması.
Glokom nasıl tespit edilir?
Glokomun en iyi tespit yöntemi düzenli göz muayenelerine gitmektir. Göz
doktoru bu hastalığı tespit etmek için aşağıdaki muayeneleri uygular:
· GİB ölçümü: Günümüzde en yaygın kullanılan iki yöntem vardır.
Bunlardan birinde göz damlayla uyuşturularak alet göze değdirilir.
Diğerinde ise hava ile ölçüm yapıldığı için göze herhangi birşey
damlatılmaz.
· Optik sinir hasarının değerlendirilmesi: Oftalmoskop denilen
bir aletle göz bebeğinden direkt olarak görme siniri değerlendirilir.
· Görme alanı: Görme siniri hasarını fonksiyonel olarak gösterir.
Günümüzde genellikle bilgisayarlı olanı tercih edilmektedir. Bu metodda
çene yarım küre şeklindeki bir cihazın önüne yerleştirilir. Işık
gördükçe hastadan düğmeye basması istenir. Testin sonunda bilgisayar
görme alanını kağıda basarak verir.
· Gözün drenaj açısının incelenmesi: Diğer yöntemlerle şüphe
uyanırsa uygulanır.
Glokom nasıl tedavi edilir?
Glokom tedavisindeki amaç hastalığın iyileştirilmesi değildir. Çünki
öyle bir tedavi yoktur. Amaç GİB'nın kontrol altına alınarak görme
kaybının engellenmesidir. Bu amaçla göz damlaları, haplar, lazer
cerrahisi, ameliyatlar veya bunların birkaçı birarada uygulanabilir:
· Göz damlaları: GİB'nın kontrol altına alınabilmesi için
damlaların doktorun önerdiği şekilde düzenli olarak kullanılması
gerekir. İlacın gözdeki etkisini artırmak için uygulama sonrası bir süre
gözleri kapamak iyi olur. Tüm göz damlaları içerdiği koruyucu maddeler
nedeniyle gözde yanma ve batma hissi yapabilir, fakat bu hisler kısa
sürer.
· Haplar: Bazen damlalar GİB'nı kontrol altına almaya yeterli
olmayabilir. O zaman haplar eklenir. Damlalardan daha fazla yan etkiye
sahip olan bu haplar da aköz üretimini azaltarak etkili olurlar.
İlaç kullanımında önemli bir prensip olarak doktorlarınıza mutlaka bütün
kullandığınız ilaçları ve sizde meydana getirdiği yan etkileri
söylemeniz gerekir.
· Lazer cerrahisi: İlaçlarla yeterli sonuç alınamadığında,
ilaçlara uyum sağlanamadığında veya üstesinden gelinemeyen yan etkiler
görüldüğünde cerrahiye müracaat edilir. Lazer cerrahisi normal cerrahiye
geçmeden önce bir ara basamak oluşturur. En sık yapılan uygulama
trabeküloplastidir. Bu girişim 15-20 dakika sürer, acısızdır ve
ameliyathane şartları olmaksızın yapılabilir. Lazer, göze delik açmaz.
Drenaj kanallarını gererek etki sağlar. Lazer cerrahisi sonrası GİB,
bir-iki haftada düşeceği için ilaçlara devam edilebilir. Hatta erken
dönemde yükselme olabileceği için kontrole çağrılırsınız.
İkinci bir uygulama şekli iridotomidir. Bu girişimle açı kapanması
glokomu olan kişilerde irise bir delik açılarak göz sıvısının çıkışı
kolaylaştırılır.
· Normal cerrahi: En yaygın yapılan ameliyat trabekülektomidir.
Trabeküler ağın bir kısmı çıkarılır. Böylece aközün dışa akımı
kolaylaştırılmış olur. Bu girişim gözler damla ile uyuşturularak
yapılabilir. Ameliyat sonrası görme eski haline birkaç haftada döner,
ama ameliyat öncesi kaybedilen görme kazanılmaz. Ayrıca hastaların bir
kısmında katarakt gelişebilir.
Gerek lazer, gerekse normal cerrahi sonrası bazı hastalarda yine ilaç
kullanımına devam etmek gerekebilir.
Sonuç
Glokom tedavisi, hasta ve doktordan oluşan ikili bir takımla yapılır.
Göz doktoru glokom tedavisini planlar, fakat ilaçları düzenli olarak
kullanmak hastanın sorumluluğundadır.
Doktorunuza danışmadan asla ilaçlarınızı kesmeyin ya da değiştirmeyin.
Gözünüzün sık sık muayene ve testlerden geçirilmesi ile meydana
gelebilecek olan değişiklikler yakalanır. Unutmayın! Görme sizindir ve
onu korumada görevinizi yapmanız gerekir.
Doktor! Başım Ağrıyor. Göz Tansiyonu mu Var?
Başağrısı, en sık sağlık problemlerimizden biridir. Çoğu kimse
başağrılarının genellikle ciddi bir problem olmadığını ve sıklıkla
stres, yorgunluk, gıda katkıları veya alkol sonucu ortaya çıktığını
bilir. Yine pekçok insan, çoğu başağrısının, gözleri yoran uygunsuz
gözlüklere veya göz problemlerine bağlı olduğunu düşünür, fakat bu doğru
değildir. Yani göz yorgunluğu ve görme problemleri başağrılarının ana
sebeplerinden değildir. Bu kısa yazıda başağrılarına ve gözle ilişkisine
değineceğiz.
Başağrılarının sebepleri nelerdir?
Sık görülen başağrıları aşağıdaki gruplara ayrılabilir:
· Gerilim-tipi başağrıları;
· Migren;
· Baş, göz, kulak, diş vs. hastalıkları.
Gerilim-tipi başağrıları en sık görülen grubu oluşturur. Ağrı alın,
şakak, boyun veya göz çevresi gibi alanlarda hissedilebilir.
Gerilim-tipi başağrıları, iş veya ev hayatındaki bazı sıkıntılı durumlar
sonucu meydana gelebilir. İlginç bir pozisyonda uyuma veya çalışma, uzun
süreli yakın görüş gerektiren iş yapma, dişleri sıkma, uyku esnasında
dişleri gıcırdatma ve aşırı sakız çiğneme de bu tip başağrılarına neden
olabilir. Bunlar genellikle geçicidir ve basit bir ağrı kesici ile
kolayca giderilir. Diğer taraftan devamlı ağrı kesici kullanmak da
başağrılarını kötüleştirir.
Migren sık görülen bir başağrısıdır. Migren ağrısı, baş derisinin ve
beyni çevreleyen zarın kan damarlarındaki bir reaksiyonla ilişkilidir,
fakat migrenin gerçek sebebi henüz bilinmemektedir. Her on kişiden
birinde migren görülür. Bazı kişilerde özellikle migrene temayül vardır
ve aynı ailede geçiş gösterebilir. Küçük çocuklarda bile migren
olabilir.
Migren, farklı kişilerde farklı belirtiler verebilir. Migren başağırısı
olan pekçok kimse yanlışlıkla sinüziti olduğuna inanmaktadır. Yaygın
kanaatin aksine sinüs başağrıları oldukça nadirdir.
Göz hastalığına bağlı başağrıları, genellikle hastalığın olduğu tarafta
göz veya kaş bölgesinde hissedilirler. Bu başağrılarına genellikle başka
belirtiler eşlik eder:
· Görme bulanıklığı;
· Işıkların çevresinde haleler;
· Işığa aşırı duyarlılık.
Başağrıları, yüksek kan basıncına bağlı olarak meydana gelebilir. Uzun
süren veya tekrarlayan başağrıları olduğunda kan basıncını ölçmekte
fayda vardır. Buna karşın kan basıncı yüksek seyredipte başı ağrımayan
pekçok kişi de mevcuttur.
Beyin tümörü veya hastalığına bağlı başağrısı nadirdir.
Başağrıları nasıl tedavi edilir?
Başağrısının tedavisi sebebine göre yapılır. Ciddi bir hastalık tespit
edilirse tedavisi şarttır. Depresyon veya anksiyete varsa hasta bir
psikiatriste sevkedilebilir.
Başağrısından migren veya gerilim sorumlu ise önerilen ilaçlar uygun
şekilde kullanılır ve hastaya rahatlatıcı önerilerde bulunur.
Başağrısı bir hastalık belirtisi değilse basit bir tedavi planı
yapılabilir.
Göz yorgunluğuna bağlı başağrısı olur mu?
Uzun süreli gözlerin kullanımı her türlü başağrısını artırır, fakat göz
yorgunluğuna bağlı başağrısı ancak gözlerin çok uzun süre kullanımından
sonra ortaya çıkar.
Başağrıları sıklıkla gözde problem var gibi belirti verdiği için kronik
başağrısı çeken kişiler bir göz muayenesinden geçmeyi tercih ederler.
Göz ağrılarının nadiren göz hastalığı veya gözlüğe ihtiyaçtan
kaynaklanmasına rağmen göz doktoru da başağrısının sebebini bulma
konusunda yardımcı olabilir.
Göz hastalığı varsa tanısı konur ve göz doktorunuz tarafından tedavisi
planlanır. Başağrısının sık olmayan bir sebebi varsa daha ileri tetkik
ve uygun uzmana sevk gerekebilir.
Başağrısı yaygın bir problem olduğu için, kronik ve tekrarlayan
başağrısı olduğunda detaylı bir muayeneden geçirilmeniz önerilir. Bazı
olgularda göz muayenesi olmak da gerekebilir. Başağrısı olduğunda
glokomdan fazla şüphelenilmez, çünki ani yükselen göziçi basıncı daha
çok gözde ağrı yapar.